Bir “İrtica olayı” ve “Olay”ın Yahudi Kurbanı: İdam Edilen Hayimoğlu Jozef

1930 yılında Türkiye’nin bütününde olduğu gibi Ege Bölgesi ve Menemen de ekonomik krizin pençesinde inlemektedir. Bundan dolayı Eylül 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Partisi’ne (SCF) büyük teveccüh gösterilir. Parti Başkanı Fethi Bey’in (Okyar) Ekim ayında yaptığı Ege gezisinde her yerde olduğu gibi, ziyaret ettiği Menemen’de de büyük bir kalabalık tezahüratla karşılanmıştır.

Fethi Bey’in Menemen’e gideceği gün Basmane’den kalkan trene yine ilgi büyük olmuştur. Hem kalkışta hem de uğradığı istasyonlarda, “Yaşasın Gazi, Varol Fethi Bey, Yaşasın Cumhuriyet” diye tezahüratlarda bulunulmuştur. Ancak, Menemen’de de istasyona toplanmış halkın, jandarma ve asker tarafından süngülerle dağıtılmak istendiği ancak halkın yere yatarak dağılmadığı, buna karşılık, kaymakamın ve jandarma kumandanının “süngü tak” emrini verdikleri haberi trende Fethi Bey’e ulaşmıştı. Menemen’deki bu duruma rağmen Fethi Bey, Menemen’e gitmiş ve çok büyük tezahüratlarla karşılanmıştır. Kendisine öncelikle tepsi içerisinde tuz, ekmek ve su ikram edilmiştir. Tepsi içindeki kartta, “Hoşgeldiniz, bağrı yanık Menemen halkının ubudiyetini arza [bağlılığını bildirmeye] geldik” notu yazılmıştır.[1] Ege’nin uluslararası ticarete en açık, dolayısıyla da dünya ekonomik bunalımından en çok etkilenmiş bölge olması SCF’nin bir gövde gösterisi yapmasını olanaklı kılan nedenlerden biridir.[2]

Fethi Bey’in Ege gezisi ve yerel seçimlerde SCF’ye halkın ilgisi Fethi Bey için büyük bir sürpriz olmasından öte iktidar partisi CHP için de şok olmuştur. Ekim ayında Menemen’deki belediye seçimlerinde başkanlığı SCF kazanmıştır. SCF, seçim yapılan 502 belediyeden 22’sini kazanmıştır. Fethi Bey, seçimleri katıldıkları her yerde kazandıklarını iddia etmektedir.

O sırada ABD’nin Ankara’daki Sefiri olan Joseph C. Grew Dışişleri Bakanı Stimson’a İstanbul’dan 27 Ocak, 1931 günü gönderdiği raporunda Fethi Bey’in gezisi ve hükümetin tepkisini özetler:

“Ankara’daki hükümet bu hoşnutsuzluk gösterisinden rahatsız oldu. Tümüyle gafil avlanmıştı. Fethi Bey’in İzmir’den ayrılışıyla ayaklanmanın yatışmasından sonra, İzmir olaylarıyla somut bir şekil almış olan hoşnutsuzluğun ne kadar yaygın olduğunu ortaya çıkarmak ve bu gizli olarak var olan hoşnutsuzluğun daha fazla nümayişini önlemek için yollar ve çareler düşünüp bulmak zorunda kaldı. Gazi, Anadolu ve Trakya’da geniş bir gözlem gezisi yaptı ve bu arada İzmir’i ziyaret etmeyi de planlamıştı. Aynı zamanda, Halk Partisi’ne tam bir çeki düzen vermeye girişilmişti. Eğer doğru sonuçlar çıkarıyorsam, bu çeki düzen Halk Partisi’ni faşist temellere dayanan politik-eğitsel bir kuruluşa dönüştürecek; Türkçeye çevrilen Faşizm yeni bir ”Kemalizm” olarak düşünülebilir…[3]

Seçimlere dair Meclisteki tartışmalardan ve yandaş basındaki SCF eleştirisi ile süregiden saldırılardan da ürken Fethi Bey, Partiyi 17 Kasım 1930 günü Dahiliye Vekaletine gönderdiği dilekçe ile 12 Ağustos-17 Kasım 1930 tarihleri arasında 98 gün boyunca CHF’ye korkulu anlar yaşatan[4] SCF’ni kapatmıştır.

“Menemen olayı”

Siyasi ve ekonomik durumunu kısaca özetlediğimiz Menemen’de 23 Aralık 1930 günü ellerinde bir tüfek ve bir bağ budama bıçağı olan 6 kişi tarafından başlatılan bir “olay” Menemen’i sarstığı gibi gizemini günümüze kadar korumaktadır.

“Olay” Menemen Belediye Meydanı’nda Derviş Mehmet ve beş arkadaşının, 23 Aralık 1930 günü sabah namazından sonra yeşil bayrak açarak, şeriat ilan ve çağrısında bulunması ve önce yedek subay Kubilay’ı sonra bekçi Hasan ve bekçi Şevki’yi öldürmeleriyle başlayan, askeri birlik tarafından dağıtılan hareketleri Cumhuriyet tarihimize “Menemen Olayı” veya “Kubilay Olayı” olarak geçmiştir. Askerlerin “Teslim ol!” çağrısına uymayan grubun üzerine mitralyöz ateşi açıldı. Biraz önce Kubilay’ın başının kesilmesini alkışlayan halk bu sefer ateş açan jandarmayı alkışlıyordu. Çatışma sırasında ‘Şeriat Ordusu’nun yetişkinleri ‘Mehdi’ Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürüldü, Emrullahoğlu Mehmet Emin alnından yaralandı. İki küçük, Nalıncı Hasan ve Alioğlu Hasan kaçtı ama 26 Aralık’ta yakalanarak Menemen’e getirildiler. 1 Ocak 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre bu olayı 30 kadar kişi de izliyordu. Ancak o sırada ABD’nin Ankara’daki Sefiri olan Joseph C. Grew’e göre “bu hikâyenin gerçekliğinden şüphelenmek için yeterince sebep” vardır![5]

Grew’e göre Menemen olayı meydana geldiğinde bu kez hükümetin hazırlıklıydı ve olaydan fayda sağlamaya kararlı idi. Fethi Bey’in Ege kampanyasından (belki farkına vardığımızdan daha fazla) zarar görmüş olan hükümetin prestijini tekrar teyit etmek için bunu en iyi fırsat olarak görüp, hoşnutsuzluğun açıkça kendini gösterdiği yerlerde derhal sert önlemler alındığının altını çizer. Gerici, dini isyana teşvik hareketini örtbas etmek için yıkıcı politik doktrinleri savunan asilere yararlı bir ders verilecektir. Cumhuriyet ilkeleri tekrar öğretilecek; hükümetin ve Halk Partisi’nin sağlamlığı tekrar teyit edilecektir. Aynı zamanda, gericilik, özellikle hükümetin ilerici ve batıya yönelik politikalarına karşı savaşan dinî gericilik bozguna uğratılacaktır. Menemen karışıklığı bütün bu karşılıklı bağıntılı amaçların başarılması için uygun fırsatı sağlamıştır.[6]

Özetle: Türkiye’de yöresel bir irtica, İzmir yöresinde aktif olan yerel bir kargaşa,

(1) İzmir bölgesinde hükümete ve onun reformlarına aktif olarak karşı koyan hoşnut olmayan ve gerici unsurların cezalandırılması için,

(2) hükümetin gücü ve sağlamlığını tekrar teyit etmek için,

(3) Cumhuriyete karşı gençliğin coşkusunu uyandırmak için,

(4) şayet en sonunda gerici güçler tarafından yok edilmezse Cumhuriyetçi hükümetin dersini tekrar ede ede halkına aşılaması için bir fırsat vermekle hükümetin amacına hizmet etmektedir. Menemen dersinin Ankara’daki yöneticilerin yönetilenlerle olan ilişkilerinde ve onlara karşı tavırlarında yararlı bir etkisi olup olmayacağını bakalım göreceğiz sözleriyle Grew Raporunu noktalar.[7]

Sıkıyönetim komutanı olarak görevlendirilen General Fahrettin Altay’ın anılarında[8] Ankara’da yapılan toplantının kayıtlarını tuttuğunu ve devlet ricalinin “olay”ile ilgili görüşlerin yanında Mustafa Kemal’in Menemen Olayı ile ilişkin görüşleri paylaşarak, alınacak sert önlemlerin Mustafa Kemal tarafından dikte edildiğini kaydeder. Altay, “7 Ocak [1931], Çankaya da Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildim, Öğle vakti Başbakan İNÖNÜ, Meclis Başkanı general KAZIM ÖZALP, Dahiliye Vekili ŞÜKRÜ KAYA, Savunma Bakanı ZEKAİ BEY’lerin katıldıkları toplantıda MENEMEN VAKASI KONUŞULDU. Bu konuşma bana bir talimat mahiyetinde olduğundan not ettim. Şimdi tarihi bir belge olarak bu notları aynen naklediyorum:

Gazi Hazretleri:

Bu olayların kaynağı siyasidir; asıl soruşturma bu yönde yapılmalıdır. Cezalandırılamayan kalabalık gruplar da örfen dağıtılmalıdır. Suçlu bulunanlar tek tek cezalandırılmalı, hepsi sona bırakılmamalıdır. En azından, suça seyirci kalan Menemen halkı orayı terk etmelidir; hepsi sorumludur.

Balıkesir’de Sururi Efendi, Kıbrıs’a kaçacağı hâlde tutuklanmaktan kurtulmuştur. Vehbi Bey seçim zamanında burayı bırakıp gideceğini söylemişti; Sururi şimdi gericilik karşıtı gibi görünmektedir, oysa bütün halk onun mürididir. Abdülgafur da aynı durumdadır. Şimdiye kadarki bilinen siyasi tutumları, bu olayla bağlantılı olduklarını göstermeye yeterlidir.

Son Posta ve Yarın gibi gazeteler, hükümet aleyhindeki tüm olumsuz unsurlara cesaret vermek ve ne pahasına olursa olsun mevcut hükümeti düşürmek için kamuoyunu bozmuşlardır. Bu gazeteler, “Hükümetten korkulmaz” düşüncesini yayarak olayları körüklemiştir. Bu nedenle, bu gazetelerin sorumlu müdürleri Divan-ı Harp’te yargılanmalıdır.

Terakkiperverlerin bir kısmı kesinlikle bu siyaset içindedir; ancak Fethi Bey bunlardan değildir. Kazım Karabekir de Hür Adam gazetesinde imzasız yazılar yazmaya başlamıştır. Bu, hükümeti düşürmeye yönelik bir harekettir. Daha önce çıkarılamayan bu yazıların şimdi yayımlanması, genel cesareti artırmıştır. Bu gazetecilere de müdahale edilmeli; hiçbir şey yapılmasa bile Divan-ı Harp’te sorgulanmaları gereklidir.

Ali Şeydi’nin babası Nakşibendi şeyhlerindendir; kendisi de bu tarikata bağlıdır. Osman Şevket Paşa da oranın mürididir. Amaçları Nakşibendiliği yaymaktır. Müridler, şeyhe kayıtsız şartsız itaat etmek zorundadır; bu yüzden durum daha tehlikelidir. Artık bu kişinin görevde kalması mümkün değildir. Ona da Divan-ı Harp’te şu sorular sorulmalıdır:
“Şeyhin kimdir? Kaç mürid yetiştirdin? Subaylar arasında müridlerin kimlerdir?”

Şeydi Bey’e de aynı işlemler uygulanmalıdır. Bu tarikat tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Çok sayıda müridden söz edilmektedir; hepsi tehlikeli olmayabilir, ancak fanatik olanlar her şeyi yapabilecek kadar ısrarcıdır. Sözleriyle Mustafa Kemal çok sert tedbirler alınması görüşündedir.Mustafa Kemal bu vesile ile muhalefet ve muhalefet edebileceklerin hizaya getirilmesi görüşündedir.[9]

Yargılamalar

Toplantıdan çıkan görüşler doğrultusunda, Menemen, Manisa ve Balıkesir’de sıkıyönetim ilan edilerek ; Divan-ı Harbi Reisliği’ne de Birinci Kolordu Kumandan Vekili Mirliva (Tümgeneral) sert tabiatlı Mustafa (Muğlalı) Paşa[10] getirilir. 6 Ocak 1931 günü Muğlalı Mustafa Paşa ve mahkeme üyeleri Menemen’e gelerek mahkemenin yapılacağı (olaydan sonra Kubilây Mektebi adı verilen) Zafer İlkokulu’na yerleştiler. derhal gözaltı ve tutuklamalara başlandı. Menemen, Manisa, Balıkesir derken, soruşturma İstanbul, Ankara, Orhangazi, Karaman, Kozan ve hatta Hopa’ya kadar uzandı. 7 Ocak’tan itibaren Menemen’e giriş çıkış izne bağlandı. Gece sokağa çıkma yasağı konuldu. Sokağa çıkanlardan dur ihtarına uymayanlar kurşuna dizilecekti. Sünnet, düğün, doğum gibi her türlü tören yasaklandı. Gazeteler, haberleşme, nakliyat ve para değiş tokuşu sansüre tabi kılındı. Mektuplar Türkçe ve kısa yazılacak, postaya açık verilecektir. Benzer tedbirler Manisa ve Balıkesir için de alındı.[11]

“Sanıklar” divani harplerde “yargılandılar.” Alışıldığı üzere yargılamada savunma makamı yoktur. 15 Ocak 1931 günü 105 kişinin yargılanmasına başlandı. Muğlalı Mustafa Paşa, 18, 19, 20, 21, 24 ve 25 Ocak oturumlarında bütün sanıkları sorguladı. 24 Ocak 1931’de savcı A. Fuat Bey, iddianamesini sundu. 25 Ocak’ta karar açıklandı. Yargılamanın 1 gün sürdüğünü söyleyebiliriz. 37 kişiye idam, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verildi. (Evini açmak, silah bulmak, tütün satmak, ip satmak, direk dikmek, el çırpmak bile idamla cezalandırılmıştı. Olayın başında gruptan ayrılıp Manisa’ya dönen Çakıroğlu Ramazan bile idama mahkûm edilmişti. Harputlu Hayrullah (Hamal olan bu kişi de idam ediliyor. Suçu olayı seyrederken onun omuzundaki hamallık ipini göstericilerden birisinin alıp, ve bu iple Kubilay’ı bağlaması) İdamlıklardan üçünün yaşı 21’den küçük, üçünün ise 65 yaşından büyük olduğu için, cezaları 15 ve 24 sene hapse çevrildi. Cezası 24 yıl hapse çevrilenlerden 84 yaşındaki Erbilli Şeyh Esat Efendi, üremi rahatsızlığı dolayısıyla yattığı Askeri Hastane’de öldü. Kendisiyle birlikte hastanede yatan bir başka idam hükümlüsü ölünce ve iki kişinin cezası da TBMM’ce (nedense) 2’şer yıl hapse çevrilince idam edileceklerin sayısı 28’e düşmüştür. İdam edilenler arasında Derviş Mehmet’in köpeği Kitmir de bulunmaktadır. Ayrıca karar Yargıtay nezdinde temyize tabi tutulmadan Meclis’e tasdike yollanmıştır. Bu davada yargılananlar arasında 5 kadın bulunmaktadır. Ancak cezalandırılmaz ve beraat ettirilirler.[12] “Yargılama” tam bir garabet örneğidir. Nakşibendi destekli irtica kalkışması ile suçlanıp idam edilenler arasında “Vallahi efendim, ben namaz bile kılmıyorum, oruç tutmadığıma dair şahitlerim vardır” diyen Topçu Hüseyin ile “İrticai” olaya Menemen’in Gaybi Mahallesi’nde oturan Hayimoğlu Jozef’in de adı alkışladığı iddiası ile olaya karıştırılıyordu.

“İrticai” olayın kurbanı idam edilen Yahudi Hayimoğlu Jozef

Asıl garabet ”yargılamada” Hayimoğlu Jozef hakkında idam kararı verilerek cezası ve cezanın infaz edilmesidir.

Jozef’in sorgusu aslında herşeyi açıklar. lakin, kulak veren yoktur!

Soru — Jözef ne oldu, ne yaptı idî.

Cevap — Jözef i sabahleyin dükân önünde bıraktım. Bir daha kendisini görmedim.

Maznun Jözef sorguya çekildi.

S — Reis Mustafa Paşa: Jözef! Sen de asiler o zabitin başını keserken el çırpmak suretile alkışlamışsın. Mesele nasıl oldu aynen söyle.

Maznun, Paşa Hazretleri, o sabah dükânıma açmak üzere çıktım. Yolda tesadüf ettiğim birisi Menemenin etrafını 70000 bin evliya sarmış dedi. Ben de ona Menemende evliyanın ne işi var, evliyalar buldu buldu da burayamı gelecek aldırmadım. Yalandır dedim, dükâna gittim. Meğer hükümet meydanlığına bayrakla bu asiler gelmiş. Jandarma Ali Efendi bunların yanına sokulup bir şeyler sordu. Silâhlı bayraklı bu kimseleri görünce bunlar eyi bir hayıra delâlet etmiyor dedim ve hemen dükânımı kapayıp evime gittim ve dışarı çıkmadım.

S — Sen bidayetinden sonuna kadar orada bulunmuş ve el çırpmışsın.

C — Hayır Paşa Hazretleri kat’iyen yalandır. El çırpmadığım gibi işin sonuna kadar da bulunmadım. Bu dedikleriniz sabit olursa cezama razıyım, kendileri de burada söylesinler. Ben söylediğim vaziyette bunları görünce evime gittiğimi, Tahsin ve Mehmet Efendilerle ispat ederim. Bunlarla birlikte evde oturduk. Bunlarla beraber korktuk kaçtık.

S — Tahsin ve Mehmet Efendilerin kendi evleri yok mu, ne için senin evine kaçıyorlar ?

C — Bizim ev daha yakın olduğu için paşam.

S — Sonra içeriden dışarıya çıkmadın mı ?

C — Silâhlar atıldı o vakit çıktık Hatta o esnada ölüleri muayene ediyorlardı. O vakit her kes dükânını açıyordu, biz de açtık.

S — Sabahleyin dükkânına açmağa çıkarken asilerden kimseye yolda tesadüf etmedin mi?

C — Hayır Paşa Hazretleri görmedim. Yalnız Aşureci Ethem Efendinin dükânında çırakları vardı.

S — Asilere neye geldiniz diye sormadın mı?

C — Sormadım Paşa Hazretleri. Benim işime girmez. Hükümet onların cezasını verir.

îcabı düşünüldü. Vaktin hululüne mebni mabadi muhakemenin öğleden sonraya talik kılın dığı tef him olundu. Reis Mustafa Âza Baha Âza Demir 17/1/1931

Hoca Mehmetoğlu ibrahim geldi. Usulen yemin ettirildi.

S — Bu maznunlar içerisinde el çırpanları ta nırmısın ve kimdir?

C — Tanırım efendim. Jöjefi el çırparken gördüm.

Bu sırada maznun Jözef ayağa kalkarak üzümlerini handa ıskarta çıkarttım ondan bana garez ediyor. Kabul etmem yalandır.[13]

Jozef’in kızkardeşi de kardeşinin masumiyetini anlatmak için Muğlalı Mustafa Paşa’ya bir mektup yazar. Fakat nafiledir. Kulaklar duymaz. Hüküm önceden verilmiştir.

“Divanı Harp Reisi Muhteremi Paşa Hazretlerine

Efendim, Kardaşım Jozef, vatan ve millet haini mürtecileri güya alkışladığından dolayı mevkuf bulunuyor ve müddeiumumi bey dahi cezalandırılmasını istiyor. Her ne kadar kendisi lâzım gelen müdafaasını yapmış ise de şu maruzatımın da nazarı dikkate alınmasını çok istirham ederim: Biz Museviler; bu vatanın minnettar evlâtlarıyız. Vatanımızın refah ve saadeti bizim refah ve saadetimizdir. Sırf vatanda huzur ve asayişin tamamile vücudunu bütün kalbile istiyen bir unsur varsa o da biz Musevileriz. Her zaman da bu vatana faideli olmağa çalıştık, hiç bir vakit siyasî işlere karışmadık. Kardaşım da bu zümredendir. Ticaretinden başka hiç bir işe karışmaz. Bütün kasaba ahalisi bunu tasdik eder. Burada cinayet işliyen ve hükümeti cümhuriyeye isyan eden ahlâksız ve seciyesiz adamlarla kardaşım ne manen ve ne de maddeten ve hatta ne de dinen ve mezheben bir alâka ve rabıtası ve menfaati yokki bunlara kalen veya maddeten müzahir olsun. Bunu hiç bir zaman ne akıl ve ne de Heyeti Âliyenizin yüksek vicdanı kabul edemez. Kardaşımın o sırada evde bulunduğunu bütün komşular bilir. Yalan ihbarda bulunanın ahlâki hüvviyeti memleketten sorulur ve ayni zamanda kardaşımın gösterdiği şahitlerle muvacehe yapılırsa ve maruzatımla da mukayese yapılırsa hakikat meydana çıkacaktır. Adaletinizden emin olarak istirhamatımın nazara alınmasını ve dolayısile tahliyesini göz yaşlarımla istirham ederim Muhterem Paşa Hazretleri. 25.1.1931 Jojef hemşiresi Baş el Biton”[14]

Josef dürüstlüğüne karşılık bir iftiraya kurban gitmiş olduğu açıktır. Ayrıca Menemen kasabasındaki karışıklıkta bir Yahudi’nin cezalandırılması SCF’ye yönelen “azınlık”lara bir gözdağı olduğuna ilişkin güçlü bir kanaat bulunmaktadır. Jozef de aynı kanıyı paylaşır.

Rıfat N. Bali, dönemin gazetelerinden Vakit’in ve Cumhuriyet’in, idamdan önce Hayimoğlu Jozef’le söyleşi yaptığını da tespit etmiş bulunuyor. Jozef, Vakit muhabirine şunları söyleyecektir:

‘Yaşasın şeriat, şeriat isterim’ diye bağırdım diye beni buraya getirdiler. Neme lazım benim şeriat? Şeriat nerede ben nerede? Ben Museviyim havraya bile gitmem. Benim işim tekkede, kahvede altı kol iskambil oynamaktır. Amma serbestçilerin (Serbest Cumhuriyet Fırkası kastediliyor) birincisiydim.’

Haim oğlu Jozef, tutuklanarak idama mahkum edilmesini, hükümetle Serbest Cumhuriyet Fırkası arasındaki siyasi çekişmeye bağlıyor.

Yine Bali’den edindiğimiz bilgilere göre, 27 Şubat 1931 tarihli The Jewish Chronicle Gazetesi’nde, artık idam edilmiş bulunan Jozef’in şu sözleri yer alacaktır:

‘Kalabalıkla birlikte ‘Yaşasın şeriat’ diye bağırmakla suçlandım. Ancak ben Yahudi’yim ve farmasonum. Bu gösteri ile ne alakam olabilir? Hakikat şu ki ben Fethi Okyar Bey’in Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın üyesiyim ve hükümet canımı almak istiyor.’ Haim son dakikaya kadar masum olduğunu tekrarlayacaktı. İdam sehpasında ilmiği kendisi boynuna geçirecek, son nefesini verirken ‘Çok Yaşa Türkiye Cumhuriyeti’ diye bağıracaktı. İdamdan sonra yakınlarının Filistin’e göç ettikleri söylenir.

Cumhuriyet Gazetesi muhabiri de idam edilmeden önce Jozef’le bir görüşme yapmıştır. Muhabirin ifadesiyle, ‘Ağlamaktan gözleri şişen Jozef’ ona şunları söyleyecektir: ‘Ben hükümet konağı önünden geçiyordum. Herkes toplanmıştı. Ben de seyretmeye başladım. Bir hoca ‘Ben Mehdiyim’ dedi. Sonra zabitin başını kesti. Herkes alkışladı. Ben sadece baktım. Kör olayım ben alkışlamadım.’[15]

Cezaların Meclis’te tasdiki

Sıkıyönetim mahkemesi kararının Menemen’deki “olay”a ilişkin kararının Meclis serüvenine ilişkin söyleyebileceklerimiz şeyler kararın tartışılmadan kabul edilmesinden başka bir şey değildir. Milli müdafaa Vekili Zekai (Apaydın) Kararı Başvekalete gönderir:

Yüksek Başvekalete

1. Menemen isyanını planlayan, hazırlayan, teşvik eden ve bu suçu işlemeye yönlendiren; silahlı olarak harekete geçip mehdilik ilan ederek olayı bizzat gerçekleştiren ve böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasal düzenini zorla değiştirmeye teşebbüs ettikleri sabit görülen, listede adı bulunan 37 kişinin Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince idamlarına karar verilmiştir. Ancak bunlardan 6 kişinin yaşları nedeniyle, idam cezaları 15 ila 24 yıl ağır hapis cezasına çevrilmiştir.

2. İsyan hareketini bildikleri hâlde kötü niyetle hükümete haber vermeyen; dini kullanarak halkı devletin güvenliğini bozabilecek davranışlara teşvik eden; tekkelerin kapatılmasına dair kanun yürürlükte olmasına rağmen tarikat ayinleri yapan ve Nakşibendi tarikatı faaliyetlerini sürdüren 41 kişi, ilgili kanun maddeleri uyarınca çeşitli sürelerde hapis ve ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır.

3. 27 kişinin beraatine ilişkin olarak Menemen Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi tarafından verilen karar ve bu karara ait ayrıntılar sunulmuştur.

    İdam dışındaki cezaların onaylanması sıkıyönetim komutanının yetkisi dâhilindedir. İdam cezalarının ise Anayasa’nın 26. maddesi gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması gerekmektedir.

    Milli Müdafaa Vekili Zekai

    İdamlar

    Milli Müdafaa Vekili tarafından özetlenen hüküm Başbakanlıkça İsmet İnönü’nün imzasıyla Meclise sunulmuş, 31.1.1930 günlü encümen kararı TBMM’nin 611 sayılı kararı 3 Ocak 1931 günü onanmıştır. İdamlar 4 Şubat 1931’de, sabaha karşı 02.30’da, Menemen’in değişik bölgelerinde (Hükümet Meydanı, İstasyon Meydanı, Kubilay Okulu, Tuz Pazarı, Bedesten ve Sinema önünde) gerçekleştirildi. Üzerlerinde idam yaftaları asılı ölü bedenlerin bir bölümü 09.30’a kadar, bir bölümü 12.00’ye kadar darağaçlarında tutuldular. (İdamlıklardan biri idama götürülürken karanlıktan yararlanarak kaçmıştı. Kaçak 17 Şubat’ta sığındı köylüler tarafından jandarmaya teslim edildi ertesi gün sabaha karşı o da asıldı.) Mustafa Kemal 31 Ocak-4 Şubat 1931 arasında İzmir, Aydın ve Denizli’yi kapsayan bir geziye çıkmıştı. Dolayısıyla idamlar olurken bölgedeydi.[16]

    “Olay” sonrası

    Kubilay, sonraki yıllarda 23 Aralık günü, bir çeşit ‘Cumhuriyet devrimlerini koruma’ ve ‘irticaya karşı teyakkuz günü’ olarak törenlerle anılarak, anmalar günümüze uzanır. Başta Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere gazetelerde her yıl “Kubilay’ı unutmayalım, unutturmayalım” yazıları çıkmaya devam etmektedir.

    Ancak Devletin Kubilay konusundaki samimiyetini ve özeni Kubilay’ın mezarına gösterilen özenden anlamak mümkündür. Araştırmacı Kemal Arı samimiyetsizliği gayet net cümlelerle anlatır: Kubilay ve olayda hayatlarını kaybedenlerin mezarları kayıptır!

    Olaydan birkaç gün sonra düzenlenen bir resmi törenle, Devrim Şehidi Mustafa Fehmi Kubilay ile Bekçi Hasan ve Şevki Beyler, Menemen’de eski mezarlığa defnedilmişlerdi…Kubilay defnedilirken, şehadeti sırasında kana bulanmış üniforması üzerinden çıkarılmamış ve kanlı elbisesiyle defnedilmişlerdi…Kanlı şapkası da, önce hatıra olarak bir arkadaşı tarafından alınmış; yıllar sonra daha sonra bu şapka, bu kişiden devlet tarafından istenilerek alınmış ve Ankara’da kurulan Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’ne teslim edilmişti…Ardından da bu şapka adı geçen enstitüden alınmış, Etnografya Müzesi’nde, İnkılap Müzesi Bölümü’ne konulmuştu… Ya Kubilay’ın mezarı, ona ne oldu?Kubilay ve iki devrim şehidi bekçinin mezarları tam dört yıl, Menemen Mezarlığı’nda kaldı. Bu süre içinde, ülkenin değişik yerlerinden gelen gençler ve dernekler tarafından bu mezarlar ziyaret edilerek, bu kişilere hayır dualar okundu. Bu arada Devrim Anıtı’nın da yapılmasına başlandı. 1934 yılında tamamlanmış olan anıt düzenlenen bir törenle açıldı. Anıtın kaidesinde, devrim şehitleri Kubilay, Hasan ve Şevki’nin adları yer aldı. Anıtın üzerinde ‘İnandılar, Vuruştular ve Öldüler. Bıraktıkları Emanetin Bekçisiyiz’ yazısı yer alıyordu. Ancak bu anıt mezarın bulunduğu yere, Kubilay’ın ve öteki iki şehit bekçinin mezarlarından naşlarının alınarak bu anıtın altında bir yere nakillerinin yapıldığına ilişkin hiçbir kayıt bulunmuyor…Ne arşivlerde, ne dönemin gazetelerinde buna ilişkin tek bir haber yok.

    Pekala, gömüldükleri Menemen mezarlığında mezarları var mı?

    Hayır, bugün bu tarihi mezarlıkta bu üç devrim şehidine ait hiçbir mezarlığa rastlanmıyor. Buna dair ne bir bilgilendirme, ne herhangi bir mezar yeri işareti, hiçbir şey yok. Bu arada yine 1934 yılında Menemen’de artık eski mezarlığın ihtiyaçlara karşılık vermemesi üzerine yeni Asri Mezarlık açılmış ve ölülerin gömü işleri bu mezarlıkta yapılmıştır. Bu durumda ister istemez şunu soruyoruz:

    Devrim Şehidi Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve iki şehit arkadaşı Hasan ve Şevki Beyler’in mezarları nerededir? Eski mezarlıkta ise, neden bu mezarlıkta bunu gösteren bir kayıt bulunmuyor? Devrim anıtında, anıtın altına naşları nakledilerek yeniden gömülmüş iseler, neden buna ilişkin ne anıtta, ne o dönemin gazete ve arşiv belgelerinde hiçbir kayıt bulunmuyor? Bu gizemli durumun gerçeği nedir? Yoksa mezarlar, bulundukları eski mezarlıktan alınarak bilinmeyen başka bir yere mi defnedildiler?Böyle bir şey varsa bunun nedeni nedir?

    Bilmiyoruz…

    Olayla ilgili gizemini koruyan pek çok bilinmeyen şey var.Bilinen tek şey ise şudur:

    Ancak bu anıt mezarın bulunduğu yere, Kubilay’ın ve öteki iki şehit bekçinin mezarlarından naşlarının alınarak bu anıtın altında bir yere nakillerinin yapıldığına ilişkin hiçbir kayıt bulunmuyor…Ne arşivlerde, ne dönemin gazetelerinde buna ilişkin tek bir haber yok. Pekala, gömüldükleri Menemen mezarlığında mezarları var mı?

    Hayır, bugün bu tarihi mezarlıkta bu üç devrim şehidine ait hiçbir mezarlığa rastlanmıyor.[17]Kemal Arı’nın sorularına henüz bir resmi yanıt gelmemiştir.

    Devlet aynı “özeni” Kubilay’ın ailesinden esirgemez! Devlet Kubilay’ı her daim hatırlamıştı ama 18 aylık yetimi Vedat Aktuğ’u daha o zaman unutmuştu. Yıllar sonra öğrendiğime göre, annesi evlendiği için anneannesinin büyüttüğü Vedat Aktuğ, ortaokuldan sonrasını okuyamamış, bir süre ‘Alamancı’ olmuş, ardından Nazilli’ye dönüp belediyede zabıta memuru olarak çalışmaya başlamıştı. Benim Nazilli’de ilkokulu okuduğum yıllarda Nazilli’de yaşıyordu. Vedat Aktuğ Kubilay, 1984’te hayata veda ettiğinde de kimse farkına varmamıştı…[18]

    Sonuç

    Konu ile ilgili meclis tartışmalarında “olay”ın nasıl kullanılacağının ipuçlarını İzmir Mebusu Mazhar Müfit Bey’in (Kansu) sözleri sonucu özetlemektedir:

    Bazı olağanüstü suçlar vardır ki, bu suçları işleyenlerin, onları yönlendirenlerin ve arkasında bulunanların hızlı ve adil bir şekilde soruşturulup hemen cezalandırılması gerekir. Ancak bu şekilde toplum için ibret sağlanabilir.[19]

    Dipnotlar

    [1] Nihal Gonca, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Menemen Kazası (1923-1933) Yayınlanmamış Y. Lisans tezi, Celal Bayar Ün. 2005, s 66

    [2] Mete Tunçay, Tek Parti Yönetiminin Kurulması, s 266

    [3] Grew Atatürk ve Yeni Türkiye s 219

    [4] Ayşe Hür, 1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi? https://www.haksozhaber.net/1930-menemen-olayi-bir-naksibendi-tertibi-miydi-26403yy.htm

    [5] Ayşe Hür, aynı yerde

    [6] Grew, aynı yerde 219

    [7] Grew… , s 222

    [8] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş ve Sonrası (1912 – 1922) , İnsel Yayınları, 1970, s 434-440 https://annas-archive.org/search?q=fahrettin+altay

    [9] Meraklısı ayrıntıları ve diğer görüşleri linki verilen kitaptan izleyebilir

    [10] Mustafa Muğlalı 1943’te, 33 Kürt kaçakçının idamını emretti; bu olay Muğlalı olayı olarak bilinir . Köylülerden biri hayatta kaldı. 1948’de olay, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dikkatine sunuldu ve olası suçlamalar görüşüldü. 1 Eylül 1949’da Muğlalı tutuklandı ve olayla ilgili suçlandı. Şubat 1950’de bir Türk askeri mahkemesi onu cinayetten suçlu buldu ve ölüm cezasına çarptırdı. Ancak Muğlalı’nın yaşlılığı ve bunama gibi diğer hafifletici nedenlerden dolayı cezası daha sonra 20 yıl hapis cezasına çevrildi. Ankara’daki Gülhane Askeri Hastanesi’nde Yüksek Mahkeme’den nihai bir karar beklerken öldü .

    [11] Ayşe Hür, aynı yerde

    [12] chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d03/c025/tbmm03025025ss0058.pdf

    [13] chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d03/c025/tbmm03025025ss0058.pdf s 27-28

    [14] https://www.avlaremoz.com/2016/12/23/menemen-olayinda-idama-mahkum-edilen-hayimoglu-jozef-serdar-korucu/

    [15] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/yahudi-jozef-neden-asildi-3464116

    [16] Ayşe Hür, aynı yerde

    [17]Kamal Arı, Devrim Şehidi Kubilay’ın Kayıp Mezarı Nerede https://www.egedesonsoz.com/devrim-sehidi-kubilayin-kayip-mezari-nerede

    [18] Ayşe Hür, aynı yerde

    [19] TBMM. Z.C. 1.1.1931 Cilt:24, devre:3 İçtima:4 s.3.